Son zamanlarda radyoda çalarken duyduğum ve bir nevi geçici bağımlılık yaratan bir şarkı var- Sensiz Olmaz ki- Mustafa Ceceli ~ İskender Paydaş. Müziği, ritmi pek bir hoş. Hem biraz hüzünlü gibi hem de hareketli aslında. Günlük yaşantının içinde çok güzel uydurulabilecek bir ritim, dolayısıyla özellikle de radyoda, bir yere ulaşımı sağlamaya çalışırken dinlediğinizde rahatlatıyor bile sanki.
Sonra bu kadar çok dinlememe rağmen az önce dikkat ettim sözlerine. Ölüm bile ayrımaz bizi, Sensiz olmaz ki, sensiz sevinçlerim solar sonra naparım ben, inan inan sevmem kendimi hiçbir zaman senin kadar...böyle uzar gider. Şarkı aslında tam bir aşk şarkısıymış da acaba sözleri çok gerçekçi olmadığı için mi bu kadar sevdiriyor kendini, ne dersiniz?
Yani demek istediğim ben o olmadan sevinç yaşayamıyorsam, her solukta ona ihtiyaç duyuyorsam veya kendimi hiçbir zaman onun kadar sevmediysem, sevmiyorsam veya sevmeyeceksem bu gerçekçi bir hayat olur mu sorarım size? Nasıl iştir bu yahu, ben kendi kendime hiç bir varlık gösteremiyormuşum meğerse, bakın siz şu Allah'ın işine..
Ayrıca, hadi herşeyi geçtim etrafımız birbirlerinin bencilliklerinden dolayı ayrılan mutsuz çiftlerle dolu değil mi? Hatta bu bencillik başka boyutlara taşınıp karşıdakine zarar verme, canına kast etme aşamasına kadar ulaşmıyor mu zaman zaman? Çok seviyordum dövdüm, sevgimden öldürdüm, bana bunu nasıl yapar hırsımdan terkettim repliklerini duyan başka birileri yok mu?
Velhasılı kelam, o kadar söylendim ama şarkıyı da hala seviyorum. Hergün en az iki bazen üç kere dinlerim. Gelin hepberaber şarkılardaki gibi yaşayalım demek isterdim ama vazgeçtim, biz sevelim ve dinleyelim yeter..
İnanıınnn inannııınnn seviyorum yaa gerçekten..
Y.D.
Yelda Doganci
Sunday, January 08, 2012
Monday, November 14, 2011
Başlıksız!
Sonbahar geçiverdi..Döktük bütün yaprakları, önceden sımsıkı dallarda duran, o kadar güzel o kadar can o kadar vazgeçilmez duranların hepsini döktük. Güzelliklerinden birşey kaybettiler mi? Hayır..Hala çok güzeller, sadece farklı bir şekle büründüler, farklı yerde ve farklı renkteler. Artık dallarımızda değil, artık bizimle değil, artık bize bağlı değil ama hala kendince kendine hayran bırakıcak kadar güzel, kimine göre.
Zamann çabuk geçen bir şeymiş. Söylerlerdi hep de şimdi daha iyi anlıyorum. Bak geçiverdi geçen sonbahardan bu sonbahara bir sene. Bekleyelim bakalım şimdi, yeni yaprakları bekleyelim ki önümüzdeki sonbaharda onların güzelliklerini izleyelim uzaktan uzaktan..
PS: Başlık bulamadım, kim içinden nasıl gelirse öyle adlandırsın..
Y.D.
Zamann çabuk geçen bir şeymiş. Söylerlerdi hep de şimdi daha iyi anlıyorum. Bak geçiverdi geçen sonbahardan bu sonbahara bir sene. Bekleyelim bakalım şimdi, yeni yaprakları bekleyelim ki önümüzdeki sonbaharda onların güzelliklerini izleyelim uzaktan uzaktan..
PS: Başlık bulamadım, kim içinden nasıl gelirse öyle adlandırsın..
Y.D.
Tuesday, July 26, 2011
Yolcu yolunda gerek!
Bir kiracımız var;dı annemin değişiyle evlat. Annemin evlat saydığı diğer hepsi gibi asker o da. Tayini çıkmış, Şırnak'a. Yarın yolcu sonraki gün de yeni görevine başlayacak. Bu akşam geldi, hem son kirasını vermeye hemde malum el öpecek vedalaşacak. Hepsi gibi bir aslan, buruk espirili tavrı, kendisiyle beraber çevresindekileri de sakinleştiren durgun neşesi, garip şaşkınlığı ve heyecanlı bekleyişi ile yarın Şırnak yolcusu bir aslan. Yanlış anlaşılmasın yazdıklarım ,yazacaklarım duygu sömürüsü yapmak, sizi can elinizden yakalamak veya acındırmak amacıyla değil kesinlikle. Zaten bu duyguları hissedebilecek bir yüreğiniz varsa bunların hiç birini yapmaya gerek bile kalmaz ki! Sadece insanın içini kaplayan garip hissi paylaşabilmek biraz da olsa, eğer mümkünse tabii o da...
İlk asker uğurlamamız değil, çok gönderdik daha önce, hala da gönderiyoruz. Allah hepsini korusun, yollarını açık etsin. İnsan kendisine bile itiraf etmekte zorlanıyor bazen ama el sallarken belki de herkesin aklından geçen yegane dilek : " sağ salim git gel inşallah"... Hele de bugünlerde, bu şartlarda, baskın olan bu zihniyetle...
Y.D
İlk asker uğurlamamız değil, çok gönderdik daha önce, hala da gönderiyoruz. Allah hepsini korusun, yollarını açık etsin. İnsan kendisine bile itiraf etmekte zorlanıyor bazen ama el sallarken belki de herkesin aklından geçen yegane dilek : " sağ salim git gel inşallah"... Hele de bugünlerde, bu şartlarda, baskın olan bu zihniyetle...
Y.D
Tuesday, June 07, 2011
B noktasından önce son çıkış
Bazen hiç bir şey söylemeyelim ama herşey anlaşılsın istiyoruz. Bazı zamanlar hiç bitmesin hep sürsün istiyoruz. Herşey hayal ettiğimiz gibi olsun, mutlu olalım istiyoruz. Çok zevk alıyoruz, tadı damağımızda kalıyor mesela; o tat devam etsin istiyoruz ama kendi çizdiğim çizgi üzerinde ilerlesin sürsün istiyoruz.Fakat aklımıza gelmeyen bir detay var çoğu zaman. İki nokta arası uzanan bir yolsa o yol, öteki noktanın rölü de en az sizin noktanız kadar büyük. A noktasından çıkan bir aracı B noktasından çıkan araç karşılamıyorsa aslında pekte bir anlamı olmuyor. Havuzu bir doldur bir boşalt, aynı şey..Kaç dakika sürdüğünün bir önemi var mı?
Hepimizin istediği şey neticede aynı!Keşke B noktasını bilebilsek. Nerde olduğunu, nereye gitmek istediğini..Hiç değilse B noktasından çıkan bir araç var mı, varsa güzergahı ne onu bilsek..Yol yakınken A'dan çıkan araçta son çıkıştan çıkar belki...
Y.D.
Hepimizin istediği şey neticede aynı!Keşke B noktasını bilebilsek. Nerde olduğunu, nereye gitmek istediğini..Hiç değilse B noktasından çıkan bir araç var mı, varsa güzergahı ne onu bilsek..Yol yakınken A'dan çıkan araçta son çıkıştan çıkar belki...
Y.D.
Sunday, May 01, 2011
Bir Çaresi Bulunur Elbet ??
Bazı zamanlar olur bir şeyler söylenmesi gerekir. Birşeyler söylenmeniz beklenir. İstersiniz, açarsınız ağzınızı zorlarsınız çıksın o hazırlanan, prova edilmiş kelimeler, çıkıversin ağzınızdan diye..Olmaz ama bir türlü..Tek diyebildiğiniz tek tük saçma kelimelerdir, karşınızda sizi dinleyeni de garip bir hale sokar. Mevzuya göre umursanırsınız veya umursanmazsınız. İşte o an kendinizi aptal gibi hissedersiniz. Duruma göre belki de biraz aciz, bu duyguları tabii kızgınlık takip eder. Kimseye değil en çok kendinize.. Sonra bir yutkunursunuz, hani az önce çıkmasını planladığınız ama çıkamayan sözler varya dilinizin ucunda hazırlanmış, onlar artık dilinizde gereksiz yer kaplamasın diye. Artık dilinizde değildir evet ama nereye gider allah bilir..
Bu durum bir çok hale veya olaya uyarlanabilir. İnsanlar birçok şeyi söylemek ister söyleyemez.Belki iyi belki kötü belki doğru belki yanlış..Bazı durumlarda bence söylenememesinin sebebi karşıdakidir. Söylense nasılsa bir işe yaramacağını hissederseniz daha anlamsız bir olaya zemin hazırlamamak için susturur sizi beyniniz bedeniniz..Kim bilir..
Ama aslında bunların hiçbiri önemli değildir. Söylemişsiniz söylememişsiniz dinlenmişsiniz dinlenmemişsiniz..Bir çaresi bulunur gerçekten de. Bir çaresi bulunur elbet yarın yeniden yaşamanın, veya çıkmazların...Bir yol vardır her durumda,bir çare bulunur..Tek bir şey dışında..
Yakın veya uzak tanıdığınız, bir zamanlar aynı ortamlarda bulunduğunuz, aynı şeyleri yaptığınız biri hayatında biricik dediği insanlardan birini kaybetmişse bunun için yapılacak birşey yoktur, malesef elden hiçbirşey gelmez. İşte kelimelerin kifeyetsiz kalmasının, diyecek birşey bulamamanın, söylenecek herşeyin anlamsız gelmesinin sizi çaresiz bıraktığı an tam o andır. Arayamazsınız bile çünkü ağzınızdan cıkabilecek kelimeler bir elin parmaklarını geçmez. Eliniz kolunuz bağlanır. Kitlenir kalırsınız bir süre. Çaresiz kalırsınız..
Ve işte bunları takiben hep elinizdekilerin kıymetini bilmeniz gerektigini anlarsınız. Söylenmesi gerekenleri söylemeniz gerektiğini, olmayacak şeyler için kendinizi harap etmemeniz gerektiğini ve hayatın gerçekten çok kısa olabilecegini hatırlarsınız.
Hadi o zaman, daha neyi bekliyoruz ki??
Bir uyuyup uyanalım bakalım bir çaresi bulunur herhalde...
Y.D.
Bu durum bir çok hale veya olaya uyarlanabilir. İnsanlar birçok şeyi söylemek ister söyleyemez.Belki iyi belki kötü belki doğru belki yanlış..Bazı durumlarda bence söylenememesinin sebebi karşıdakidir. Söylense nasılsa bir işe yaramacağını hissederseniz daha anlamsız bir olaya zemin hazırlamamak için susturur sizi beyniniz bedeniniz..Kim bilir..
Ama aslında bunların hiçbiri önemli değildir. Söylemişsiniz söylememişsiniz dinlenmişsiniz dinlenmemişsiniz..Bir çaresi bulunur gerçekten de. Bir çaresi bulunur elbet yarın yeniden yaşamanın, veya çıkmazların...Bir yol vardır her durumda,bir çare bulunur..Tek bir şey dışında..
Yakın veya uzak tanıdığınız, bir zamanlar aynı ortamlarda bulunduğunuz, aynı şeyleri yaptığınız biri hayatında biricik dediği insanlardan birini kaybetmişse bunun için yapılacak birşey yoktur, malesef elden hiçbirşey gelmez. İşte kelimelerin kifeyetsiz kalmasının, diyecek birşey bulamamanın, söylenecek herşeyin anlamsız gelmesinin sizi çaresiz bıraktığı an tam o andır. Arayamazsınız bile çünkü ağzınızdan cıkabilecek kelimeler bir elin parmaklarını geçmez. Eliniz kolunuz bağlanır. Kitlenir kalırsınız bir süre. Çaresiz kalırsınız..
Ve işte bunları takiben hep elinizdekilerin kıymetini bilmeniz gerektigini anlarsınız. Söylenmesi gerekenleri söylemeniz gerektiğini, olmayacak şeyler için kendinizi harap etmemeniz gerektiğini ve hayatın gerçekten çok kısa olabilecegini hatırlarsınız.
Hadi o zaman, daha neyi bekliyoruz ki??
Bir uyuyup uyanalım bakalım bir çaresi bulunur herhalde...
Y.D.
Friday, April 29, 2011
?
Her gün birşeyler anlatılıyor. Birilerini konuşuyor devamlı, nutuklar atıyor. Ben bir anlatılan Türkiye'ye bakıyorum bir de yaşadığıma.Ya duyduğumu anlamıyorum ya da gördüğümü... İkisi de çok vahim değil mi???
Y.D
Y.D
Saturday, April 23, 2011
Kavuşmanın Sarhoşluğu
Bir gün, öyle yolda yürürken bir anda birşey geliverdi aklıma..Dedim ki belki bunu düşünen başkaları da vardır. Mutlaka vardır, vardır ama bunu bilebilmek için önce paylaşmak sonra da gelecek tepkileri beklemek gerekir değil mi? Tam herşeyi kurgulamışım, giriş gelişme sonuç fevkaladenin fevkinde iken işte tam o anda, düğüm olan kelimeler, kafamda engellenen düşünceler ve kıpkırmızı, insanı tedirgin eden bir yazı ile klavyenin başında kalakaldım. Mahkeme kararıyla engellenmiştir! Benim adıma olan bir site benim hiç haberim bile olmadan mahkeme kararıyla engelleniyor. Yani bir nevi ben engelleniyorum..Belli ki ne olduğunu bilmediğim bir suç işlemişim..Belli ki önemli birşey..Yoksa insanların işi gücü yok mu da böyle nacizane kendi kendimize ses çıkardğımız blog sayfalarımızı mahkeme kapatsın? Düşündüm, ciddi ciddi kafamı yordum neden acaba diye...Yok ben bir anlam veremedim, varsa veren beri gelsin.. Verememiştim daha önce de zaten. Uzun bir aradan sonra evime geri dönüpte youtube'a giremeyince de bir anlam verememiştim. O zaman da böyle tıkanıp kalmıştı bir şey içimde, sanki havadaki oksijen azalmıştı bir anda, hikayelerdeki gibi duvarlar hareketlenmiş üzerime geliyordu sanki..Gereksiz tabii bu kadar paniklemek, bir yolu mutlaka bulunuyor. Onu değiştir, bunu ayarla yükle,indir, çalıştır vs vs vs.. Ama hepsini yapmayı itinayla reddettim. Kendi adımı taşıyan bir siteye en basit ve normal yollarla giremeyeceksem, üstelik bu durum tamamen benden habersiz geliştiyse, o yolu bulmayı kesinlikle yok saydım.Bu tembellik, üşengeçlik veya ne bileyim belki de korkaklık değil. Mideme oturdu bu kadar uğraşarak kendi sayfama ulaşmaya çalışmak. Hücreye tıkılmışım da kaçmak için çay kaşığıyla tünel kazar gibi bir hava yarattı bende sanki. Kafa tutmak yada engelenemez gibi görünmekten çok, kırmızı ışıkta geçmeye çalışmak gibi geldi, anlamsız yani..
Sonuçta artık refleks oldu, belkide içten içe bir korku..Hangi siteyi açarsam açayım o sayfa açılana kadar o antipatik yazıyı görmemek için dua ediyorum. O gün bugundur kırmızı renge de, o yazı karakterine de, mahkeme, karar, erişim ve engel kelimelerine de hafif bi antipatikliğim var zaten. Böyle bir şişkinlik bir hazımsızlık yaratıyor ki ne siz sorun ne ben söyliyeyim.
Neyse, artık kavuştuk ama..Şimdilik en azından..Bakalım bir daha ki kabahatimize kadar rahatız; tadını çıkarıp, hasret giderelim. Uzun zamandır birbirini görmeyen iki eski iyi arkadaşın tekrar karşılaşmasının ilk bir saatine hakim olan o çekingenlik, utangaçlık, yabanilik, tutukluk ve ne diyeceğini bilememe halinden kurtulalım, bir daha ki karara kadar mutlu mesud yaşayalım.
DİPNOT: "Eğer sizde de bendeki gibi şişkinlik ve hazımsızlık sorunu oluyorsa, size harika bir önerim var hemen geçiriyor" demek çok isterdim ama maleseff o öneriyi hali hazırda ben bulamadım. Bulan/bulanlar olursa, anlayanlarla beraber beri gelsin:)
Y.D
Sonuçta artık refleks oldu, belkide içten içe bir korku..Hangi siteyi açarsam açayım o sayfa açılana kadar o antipatik yazıyı görmemek için dua ediyorum. O gün bugundur kırmızı renge de, o yazı karakterine de, mahkeme, karar, erişim ve engel kelimelerine de hafif bi antipatikliğim var zaten. Böyle bir şişkinlik bir hazımsızlık yaratıyor ki ne siz sorun ne ben söyliyeyim.
Neyse, artık kavuştuk ama..Şimdilik en azından..Bakalım bir daha ki kabahatimize kadar rahatız; tadını çıkarıp, hasret giderelim. Uzun zamandır birbirini görmeyen iki eski iyi arkadaşın tekrar karşılaşmasının ilk bir saatine hakim olan o çekingenlik, utangaçlık, yabanilik, tutukluk ve ne diyeceğini bilememe halinden kurtulalım, bir daha ki karara kadar mutlu mesud yaşayalım.
DİPNOT: "Eğer sizde de bendeki gibi şişkinlik ve hazımsızlık sorunu oluyorsa, size harika bir önerim var hemen geçiriyor" demek çok isterdim ama maleseff o öneriyi hali hazırda ben bulamadım. Bulan/bulanlar olursa, anlayanlarla beraber beri gelsin:)
Y.D
Subscribe to:
Posts (Atom)